Scroll Top
Bahçelievler Mah. Azerbaycan Cad. 25/5 Çankaya / ANKARA
0 312 213 15 51

ZORUNLU ARABULUCULUKTA ARABULUCUYA BAŞVURU SÜRESİNİN BAŞLANGICI

ZORUNLU ARABULUCULUKTA ARABULUCUYA BAŞVURU SÜRESİNİN BAŞLANGICI
TDK TANIMI

Arabuluculuk Türk Dil Kurumu’nda “Uzlaştırıcılık” olarak tanımlanmaktadır. Arabulucu meydana gelen bir anlaşmazlığın uzlaştıran kişiye verilen isim olarak değerlendirilmektedir.

HUKUKİ TANIMI

Arabulucu ve arabuluculuk kavramları Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu’nda; a) Arabulucu: Arabuluculuk faaliyetini yürüten ve Bakanlıkça düzenlenen arabulucular siciline kaydedilmiş bulunan gerçek kişiyi,

b) Arabuluculuk: Sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakerelerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anlamalarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması hâlinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyarî olarak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemini, ifade eder” şeklinde tanımlanmıştır.

Arabuluculuk doktrinde ise şu şekilde tanımlanmaktadır;

“Tarafların aralarındaki uyuşmazlıklara, dava yerine kendi iradeleri ile, uzlaşarak son vermelerini amaçlayan ve son dönemlerde bütün Dünya’da yaygınlaştığı gözlemlenen “alternatif uyuşmazlık çözümü” yollarından biri de “arabuluculuk” tur. Ülkemizde bu konu, Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ile düzenlenmiştir. Bu kanunun uygulanmasını göstermek üzere Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu Yönetmeliği de yürürlüğe konulmuştur.

Arabuluculuk, “sistematik teknikler uygulayarak, görüşmek ve müzakere lerde bulunmak amacıyla tarafları bir araya getiren, onların birbirlerini anla malarını ve bu suretle çözümlerini kendilerinin üretmesini sağlamak için aralarında iletişim sürecinin kurulmasını gerçekleştiren, tarafların çözüm üretemediklerinin ortaya çıkması halinde çözüm önerisi de getirebilen, uzmanlık eğitimi almış olan tarafsız ve bağımsız bir üçüncü kişinin katılımıyla ve ihtiyari ola rak yürütülen uyuşmazlık çözüm yöntemi” şeklinde tanımlanmaktadır.

Kanunun ilk düzenlemesinde arabulucunun taraflara çözüm önerisi getiremeyen bir konumda tanımlanmış olmasına rağmen 7036 s. K. ile yapılan değişiklik sonucu, arabulucunun aktif bir rol üstlenebileceği, taraflara çözüm önerisi de sunabileceği benimsenmiştir. Kanunun Genel Gerekçesinde de belirtildiği üzere, arabuluculuk (alternatif uyuşmazlık çözüm yöntemi), aslında yargı sistemi ile rekabet içinde olmadığı gibi, amaç yargısal yollara başvuru imkanını ortadan kaldırmak da değildir. Devlete ait olan yargı yetkisinin mutlak egemenliğine zarar vermeden uyuşmazlıkların daha basit ve kolay çözümü amaçlanmaktadır.” (Arslan vd., 2019, 778)

Dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması dava şartı olan uyuşmazlıklar, ilgili mevzuat hükümleri uyarınca aşağıda tanımlanmıştır:

  • 7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu m. 3/1 uyarınca:

Kanuna, bireysel veya toplu iş sözleşmesine dayanan işçi veya işveren alacağı, tazminatı ile işe iade taleplerine ilişkin davalarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.

  • 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu m. 5/A/1 uyarınca:

Bu Kanun ile diğer kanunlarda belirtilen ticari davalardan, konusu bir miktar para olan alacak ve tazminat talepleri hakkında dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.

  • 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun m. 73/A/1 uyarınca:

Tüketici hakem heyetine başvuru zorunluluğu bulunan parasal sınırlar içinde kalan uyuşmazlıklar hariç olmak üzere, tüketici işlemleri ile tüketiciye yönelik uygulamalardan doğan uyuşmazlıklarda arabulucuya başvurulmuş olması dava şartıdır.

  • 6325 sayılı Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu m. 18/B/1 uyarınca:

Dava açılmadan önce arabulucuya başvurulmuş olması dava şartı olan uyuşmazlıklar şunlardır:

a) Kiralanan taşınmazların ilamsız icra yoluyla tahliyesine ilişkin hükümler hariç, kira ilişkisinden kaynaklanan uyuşmazlıklar;

b) Taşınır ve taşınmazların paylaştırılmasına ve ortaklığın giderilmesine ilişkin uyuşmazlıklar;

c) 634 sayılı Kat Mülkiyeti Kanunu’ndan kaynaklanan uyuşmazlıklar;

ç) Komşu hakkından kaynaklanan uyuşmazlıklar.

İLGİLİ YARGITAY KARARININ İNCELENMESİ

Yargıtay 3. Hukuk Dairesi bir kararında;

6325 sayılı Kanunun 1. maddesinde, arabuluculuğun hukuk uyuşmazlıklarının çözümünde uygulanacak bir çözüm yolu olduğu hüküm altına alınmıştır. Bu nedenle arabuluculuğa başvuru için öncelikle taraflar arasında bir hukuk uyuşmazlığının varlığı, arabuluculuğun bir ön koşuludur. Burada sözü edilen uyuşmazlıktan anlaşılması gereken, 6325 sayılı Kanunun 1.maddesinin ikinci fıkrasında da ifade edildiği üzere, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri iş veya işlemlerden doğan özel hukuk uyuşmazlıklarıdır. Taraflar arasında uyuşmazlık çıktığından söz edilebilmesi için; taraflardan birinin diğer tarafa karşı bir hak iddiasında bulunması, bunu ileri sürmesi; ancak karşı tarafın bu iddia ve talebi kabul etmemesi sonucunda kendi aralarında anlaşamamış olmaları gerekir. Taraflar arasında henüz bir uyuşmazlık bulunmadığı veya uyuşmazlık çıkarılamayacak olan bir dönemde sanki tarafların arasında uyuşmazlık varmış gibi dava şartı arabuluculuğa başvuru yapılarak anlaşmamaya ilişkin son tutanak düzenletilmesi bu arabuluculuk başvurusunu üçüncü kişiler nezdinde müracaat edilmesi gereken formalite niteliğinde olan bir davranış haline getirir. Günümüzde dava şartı arabuluculuk masraflarının Adalet Bakanlığı Bütçesinden karşılanıyor olması karşısında henüz uyuşmazlığın çıkmadığı bir dönemde formaliteden yapılacak bir dava şartı arabuluculuğa başvuru devlet bütçesine yüklenen haksız bir harcama kalemini oluşturacaktır. Konut ve çatılı iş yeri kiraları bakımından kiracı korunarak TBK ‘nun 354. maddesinde dava yolu ile kira sözleşmesinin sona erdirilmesine ilişkin hükümlerin kiracı aleyhine değiştirilemeyeceği belirtilmiştir. Kiraya verenin kiracısından ihtiyaç (gereksinim) sebebiyle kiralananı ne zaman tahliyesini isteyebileceği ilgili hükümde belirtildiği halde bu sürelere riayet edilmeksizin çok öncesinde sırf ileride kira süresinin bitiminden sonra kiracının kiralananı tahliye etmeme ihtimaline binaen, bu talebin kabul edilmeyeceği peşin fikriyle tahliye konusunda uyuşmazlık varmış gibi hareket edilip zamanından önce başlatılan zorunlu arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlenen anlaşmamaya ilişkin son tutanak ve anlaşmama belgesi ilgili kanun kapsamında olan geçerli bir dava şartı arabuluculuk faaliyeti sonunda düzenlendiği kabul edilemez. Öte yandan, 6098 sayılı Kanun 350/son maddesine göre belirli süreli konut ve çatılı iş yeri kira sözleşmelerinde ihtiyaç (gereksinim) sebebiyle tahliye davalarının, sözleşme süresinin sonunda, belirsiz süreli sözleşmelerde ise kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak açılabileceği emredici şekilde düzenlenmiş olup, bu husus kamu düzenine ilişkindir. Belirli süreli kira sözleşmelerinde, sözleşme süresi sona ermeden, belirsiz süreli sözleşmelerde ise kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten önce kiraya veren kiracıdan dava yolu ile ihtiyaç nedeniyle tahliye isteminde bulunulamayacağı halde bu süreler öncesinde açılacak bir dava, süresinde açılmış bir dava olarak kabul edilmeyeceğine göre, dava şartı olarak arabuluculuğa başvuruda bulunabilmek için de öncelikle uyuşmazlığın doğması, yani kira sözleşmesinin süresinin sona ermesi ve kiraya verenin tahliye davası yolu ile tahliye isteminde bulunma hakkının doğması gerekir. Aksi takdirde henüz tahliye davası açma hakkı bulunmayan kiraya verenin kira süresinin sona ermesinden çok öncesinde dava şartı arabuluculuk başvurusunda bulunduğu durumda bu başvuru tarihi itibariyle şartlarına göre tahliye etmeyi kabul etmeyen kiracının anlaşmamaya ilişkin son tutanağın düzenlenmesi sonrasında sürenin sona ermesine kadar aradan geçen sürede şartlarının değişmesiyle süre bitimi itibariyle tahliyeyi gerçekleştirdiğinde dava açma hakkı doğmadan erken yapılan ve olumsuz olarak neticelenen dava şartı arabuluculuk faaliyeti işlevsiz hale gelecektir. Kiraya verenin tahliye davası açma hakkının doğduğu andan itibaren arabuluculuğa başvurusu ile arabuluculukta geçen süre bakımından dava açma hakkının kullanım süresi bakımından bir kaybı olmayacaktır zira dava şartı arabuluculuğa başvuru ile son anlaşmama tutanağının düzenlenmesine kadarki geçen süre 6325 sayılı kanunun 16/2 maddesi uyarınca zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmaz. Bu durumda, 6098 sayılı Kanunun 350. maddesi uyarınca açılacak olan ihtiyaç nedeniyle tahliye davalarının belirli süreli kira sözleşmelerinde sürenin sonunda , belirsiz süreli sözleşmelerde ise kiraya ilişkin genel hükümlere göre fesih dönemine ve fesih bildirimi için öngörülen sürelere uyularak belirlenecek tarihten başlayarak açılabileceğine göre; dava şartı olan zorunlu arabuluculuk başvurusunun da, tahliye davası açma hakkının doğumundan sonra yapılması gerekir. Eş söyleyişle, dava açma süresi başlamadan önce yapılacak dava şartı arabuluculuk başvurusu ile dava şartı arabuluculuk şartı yerine getirilmiş olmayacaktır. Açıklanan sebeplerle; uyuşmazlığın Bursa Bölge Adliye Mahkemesi 4. Hukuk Dairesinin 26.12.2024 tarihli ve 2024/3188 E., 2024/3486 K. sayılı kararının gerekçesinin genel hatları ile Dairemizin yerleşmiş uygulamalarına uygun olduğu anlaşılmakla, uyuşmazlığın yukarıda açıklandığı şekilde giderilmesi gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.” şeklinde hüküm verildiği görülmüştür.

İlgili Yüksek Mahkeme kararında da görüleceği Yargıtay 3. Hukuk Dairesinin ilgili kararında, arabuluculuğun, tarafların üzerinde serbestçe tasarruf edebilecekleri özel hukuk uyuşmazlıklarının çözümü için öngörüldüğü vurgulanmakta olup, bu itibarla arabuluculuğa başvuru için öncelikle gerçek bir uyuşmazlığın doğmuş olması zorunlu olduğu belirtilmiştir. Henüz hak düşürücü süre başlamamış veya taraflar arasında uyuşmazlık doğmamışken yapılan arabuluculuk başvurusunun dava şartı için yeterli olmadığı vurgulanmıştır. Yine bu husus yüksek mahkemece net bir şekilde “dava açma süresi başlamadan önce yapılacak dava şartı arabuluculuk başvurusu ile dava şartı arabuluculuk şartı yerine getirilmiş olmayacağı” şeklinde tanımlanmıştır.

SONUÇ

Hukuk uyuşmazlıklarında arabuluculuk, tarafların mahkemeye gitmeden, tarafsız ve yetkin bir arabulucu eşliğinde gönüllü olarak bir araya gelip anlaşmazlıklarını müzakere ederek çözüme kavuşturdukları alternatif bir uyuşmazlık çözüm yöntemi olarak kullanılmaktadır.  

Yüksek mahkeme kararlarına göre arabuluculuğa başvurunun geçerliliği için öncelikle gerçek bir uyuşmazlığın doğmuş olması zorunludur. Henüz hak düşürücü süre başlamamış veya taraflar arasında uyuşmazlık doğmamışken yapılan arabuluculuk başvurusu, dava şartı arabuluculuğunun yerine getirildiğini ifade etmez.

Hukuk Uyuşmazlıklarında Arabuluculuk Kanunu ve ilgili yargı kararları ışığında, dava şartı olan arabuluculuk aşamasında, sürecin teknik detayları ve usul kurallarının hassasiyeti göz önüne alındığında, özel hukuk alanında uzman bir avukattan hukuki destek alınması, uyuşmazlıkların çözümü açısından büyük önem arz etmektedir.

Av.Arb.Çağlar Şaban ALTINYÜZÜK

 

KAYNAKÇA

Arslan, E., Yılmaz, E., Taşpınar Ayvaz, S., Hanağası, E., (2019). Medeni Usul Hukuku (5. Baskı). Yetkin Yayınları, 778. 

Leave a comment