Scroll Top
Bahçelievler Mah. Azerbaycan Cad. 25/5 Çankaya / ANKARA
0 312 213 15 51

KAMULAŞTIRMA DAVALARINDA MUNZAM (AŞKIN) ZARAR

KAMULAŞTIRMA DAVALARINDA MUNZAM (AŞKIN) ZARAR
TANIM

TDK’da Munzam kelimesi “eklenmiş, ekleme” olarak tanımlanmıştır. Zarar ise; “Bir şeyin, bir olayın yol açtığı çıkar kaybı veya olumsuz, kötü sonuç.” şeklinde tanımlanmıştır.

Bu iki kavram birlikte değerlendirildiğinde munzam zarar; bir şeyin yol açtığı mevcut bir çıkar kaybına ek olarak ortaya çıkan, yani asıl zararı aşan ilave kaybı ifade etmektedir.

HUKUKİ TANIM

Munzam zarar 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun Borçların İfa Edilmemesinin Sonuçları başlığı altında düzenlenmektedir.

Aşkın (Munzam) Zarar

Madde 122- 

Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramış olursa, borçlu kendisinin hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe, bu zararı da gidermekle yükümlüdür.

Temerrüt faizini aşan zarar miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa, davacının istemi üzerine hâkim, esas hakkında karar verirken bu zararın miktarına da hükmeder.

Borçlu temerrüde düştüğü takdirde temerrüt faizi ödemektedir. Alacaklı, temerrüt faizi ile karşılanamayan daha fazla bir zarara uğrarsa aşkın zarar meydana gelmektedir. Bu durumda borçlu kendisinin kusursuz olduğunu ispat etmedikçe temerrüt faizini aşan bu zararı da tazmin etmekle yükümlüdür. Eğer temerrüt faizini aşan zararın miktarı görülmekte olan davada belirlenebiliyorsa hakim davacının talebi üzerine esas hakkında karar verirken bu zarar miktarına da hükmedebilir.

İLGİLİ YARGITAY KARARI İNCELEMESİ
YARGITAY 5. HUKUK DAİRESİ GÜNCEL BİR KARARINDA

“1. 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun (6100 sayılı Kanun) 363 üncü maddesinin birinci fıkrası uyarınca İlk Derece Mahkemelerinin kesin olarak verdikleri kararlar ile istinaf incelemesinden geçmeden kesinleşmiş bulunan kararlarına karşı, yürürlükteki hukuka aykırı bulunduğu ileri sürülerek Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına temyiz yoluna başvurulur. 6100 sayılı Kanun’un 363 üncü maddesinin gerekçesinde de karar verilirken yürürlükteki hukukun yanlış uygulanmasının her an için söz konusu olabileceği, kanun yararına temyizin, yanlışlık tespit edilip daha sonra benzer işlemlerden kaçınmak için kabul edilen bir sistem olduğu, Yargıtayın yaptığı incelemede uygulamanın yanlış olduğu sonucuna ulaşırsa kararı kanun yararına bozacağı ifade edilmiştir.

  1. Temyiz yolu ise olağan kanun yollarından birisidir. Bozma sebepleri, 6100 sayılı Kanun’un 371 inci maddesinde sayılmıştır. Bunlar; hukukun veya taraflar arasındaki sözleşmenin yanlış uygulanmış olması, dava şartlarına aykırılık bulunması, taraflardan birinin davasını ispat için dayandığı delillerin kanuni bir sebep olmaksızın kabul edilmemesi ve karara etki eden yargılama hatası veya eksiklikler bulunmasıdır. Temyiz yolunda, hüküm mahkemesinin kararı sadece hukuka uygunluk bakımından inceleme konusu yapılır. Madde gerekçesinde bu husus “Temyiz incelemesini, istinaf incelemesinden ayıran temel özellik, temyiz incelemesinin usûl hukuku veya maddî hukuk yönünden incelemeyi gerektirmesi, maddî vakıaların denetimi ile delil değerlendirmesine girmemesidir. Maddede bu hukukî denetimin hangi sebeplerle yapılacağı açıklığa kavuşturulmuştur. Bugüne kadar istinaf yolunun olmamasından dolayı zaman zaman Yargıtay maddi vakıalara ve delil değerlendirmesine de girmek zorunda kalabilmekteydi, istinafla birlikte artık bu ihtiyaç ortadan kalkmış ve Yargıtay tamamen bir hukukî denetim ve içtihat mercii olmuştur.” şeklinde vurgulanmıştır.
  2. Belirtilen bu yasal düzenlemeler ve 6100 sayılı Kanun döneminde temyiz yolu ile ilgili özellikler dikkate alındığında, kanun yararına temyiz ile temyiz yolu arasında bir ayrım yapılması gerekmektedir. Kanun yararına temyiz başvurusunda, başvuru konusu kararın sadece “yürürlükteki hukuka aykırı olup olmadığı” denetlenir. Bu denetim ise, temyiz incelemesinin aksine, kanun yararına temyizde görece sınırlı bir inceleme yapılmasını gerektirir. Kanun yararına temyize ilişkin madde gerekçesinde de belirtildiği gibi yürürlükteki hukukun yanlış uygulanması söz konusu olduğunda, kararın kanun yararına bozulması gerekir.
  3. Kanun koyucu para borcunun geç ödenmesi ya da ödenmemesi halinde bir zararın mevcut olduğunu kural olarak benimsemiştir. Diğer bir deyişle temerrüt faizi miktarınca alacaklının zarara uğradığı yasal bir karine olarak kabul edilmiştir. Bunun dışında davacının herhangi karineden istifade etme olanağı yasal olarak mevcut değildir. Davacı; para alacağını zamanında tahsil etmesi halinde ne şekilde kullanacağını, paranın zamanında verilmemesi nedeniyle faiz dışında ne gibi maddi zararlarının oluştuğunu; somut delilerle ispat edemediğinden munzam zarar istemine ilişkin davanın reddi yerine yazılı şekilde davanın kabulüne karar verilmesi doğru görülmemiştir.
  4. Bundan ayrı, ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, alacaklı yönünden aşkın (munzam) zarar olarak nitelendirilemeyeceği gibi salt bu olguya dayanılması neticesinde zararın ispatına dair koşulun gerçekleştiği söylenemez. Zira burada zararın olgusunun, 6100 sayılı Kanun’un 194 üncü maddesi kapsamında ispata elverişli bir şekilde somutlaştırılarak zarar iddiasının ispatı için gerekli tüm deliller ortaya konulmalıdır. Bu itibarla davacı tarafından ileri sürülen, ülkemizdeki belirli dönemlerde mevcut olan ekonomik olumsuzluklardan enflasyon, yüksek faiz, para değerindeki düşüş gibi olgulara dayalı aşkın (munzam) zarar talebi, zarar olgusunun delili olarak kabul edilemeyeceği gibi ülkemizdeki belirli dönemlerde var olan ekonomik koşullardaki olumsuzluklar nedeniyle paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma, tek başına davacının temerrüt faizi dışında bir zararının varlığının ispatı değildir. Dolayısıyla ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar, bir karine olarak kabul edilip davacıyı, kendi somut durumuna özgü vakıalarla oluştuğu iddia olunan zararı ispat yükümlülüğünden kurtarmayacağı gibi davacıya bu yönde herhangi bir ispat kolaylığı da sağlamaz. Hâl böyle olunca, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 122 nci maddesinde karşılanması öngörülen faizi aşan aşkın (munzam) zararın, genel ekonomik olumsuzlukların (ülkede cari enflasyon oranı, yüksek ve değişken döviz kurları, mevduat faizleri, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma) dışında davacının durumuna özgü somut vakıalarla ispatlanması gerekmekte olup kanıtlanacak olgular; ekonomik şartlar sonucu ortaya çıkan olumsuzluklar gibi genel ve soyut hususlardan ziyade geç ödeme nedeniyle davacının kendisinin, şahsen ve somut olarak uğradığı zarardır. Ancak mahkemece yapılan yargılama sırasında, davacı tarafından yukarıda belirtildiği şekilde bir zarar olgusunun ileri sürülüp yasal çerçevede ispatlandığı söylenemeyeceğinden kararın kanun yararına bozulması gerekir.
  5. Kanun yararına bozma talebi bu yönüyle haklı olduğundan talebin kabulüne karar verilmesi gerekmiştir.

Açıklanan sebeplerle; Adalet Bakanlığının 6100 sayılı Kanun’un 363 üncü maddesinin birinci fıkrasına dayalı kanun yararına temyiz isteminin kabulü ile kararın sonuca etkili olmamak üzere KANUN YARARINA BOZULMASINA…”

İlgili Yargıtay kararında, davacı kamulaştırmasız el atma nedeniyle hükmedilen taşınmaz bedelinin geç ödenmesi nedeniyle temerrüt faizini aşan bir zarara uğradığını iddia ederek munzam zarar talebinde bulunmuştur. İlk derece mahkemesi, geç ödeme durumunu esas alarak davanın kabulüne karar vermiştir. Ancak söz konusu karar, Adalet Bakanlığı tarafından kanun yararına temyiz edilmiştir.

Yargıtay’a göre temerrüt faizi, para borçlarının geç ödenmesi halinde doğan zararı karşılamak üzere öngörülmüş asli bir giderim aracıdır. Temerrüt faizini aşan bir zararın varlığının kabulü için ödemede gecikmenin yeterli olmayacağı, alacaklının ayrıca ve açık biçimde bir zarara uğradığını ispat etmesi gerektiği ifade edilmiştir. Özellikle ekonomik koşullara dayalı genel nitelikteki iddialar munzam zarar bakımından yeterli kabul edilmemektedir. Karara göre enflasyon, döviz kuru değişimleri veya paranın satın alma gücündeki azalma gibi olgular herkes bakımından geçerli genel ekonomik verilerdir. Bu nedenle bu olgular tek başına bireysel zarar ispatı anlamına gelmemektedir.

Davacı munzam zarar talebinde bulunurken parayı zamanında elde etmiş olsaydı nasıl değerlendireceğini, gecikme nedeniyle uğradığı somut zararı ve bu zararın temerrüt faizi ile karşılanmadığını ortaya koymalıdır. Zarar, genel ekonomik koşullardan bağımsız olarak davacıya özgü, somut ve kişisel nitelikte olmalıdır. Bu çerçevede Yargıtay, ilk derece mahkemesinin yalnızca geç ödeme ve ekonomik koşullara dayanarak munzam zarar talebini kabul etmesini hukuka aykırı bulmuş ve kararın kanun yararına bozulmasına hükmetmiştir. Dolayısıyla geç ödeme durumu tek başına munzam zararın varlığını göstermemektedir ve temerrüt faizin aşan zarar somut şekilde ispat edilmelidir.

SONUÇ

Munzam zarar, Türk Borçlar Kanunu’nun 122. maddesinde, temerrüt faizini aşan ve ayrıca borçlunun kusuru bulunmadığını ispat etmesi gereken bir zarar türünü ifade etmektedir. Bu zarar, borcun geç ifası durumunda doğan ve kanuni faizle karşılanamayan kısmı ifade etmektedir.

Kamulaştırmasız el atma ise idarenin özel mülkiyette bulunan bir taşınmaza hukuka aykırı müdahalesi sonucu ortaya çıkan ve bu sebeple taşınmaz malikine bedel ödenmesini gerektiren bir hukuki durumdur. Bu doğrultuda hükmedilen bedelin geç ödenmesi halinde, alacaklının munzam zarar talep edip edemeyeceği, uygulamada önem arz eden bir sorundur.

İncelenen Yargıtay kararına göre, kamulaştırmasız el atma bedelinin geç ödenmesi başkaca bir neden yoksa tek başına munzam zararın varlığı için yeterli değildir. Temerrüt faizi kural olarak gecikmeden doğan zararı karşılamaktadır ancak bunun dışında bir zarar ileri sürülmesi halinde bu zararın somut, kişisel ve temerrüt faiziyle karşılanmayan nitelikte olduğunun ispatı gerekmektedir. Ekonomik şartlar sebebiyle ortaya çıkan yüksek enflasyon, döviz kurlarındaki dalgalanma, serbest piyasadaki faiz oranlarının yüksek oluşu, paranın satın alma gücünde meydana gelen azalma gibi olumsuzluklar tek başına zararı ispat yükümlülüğünü ortadan kaldırmamaktadır. Bu nedenle salt genel ekonomik koşullara dayanılarak munzam zarar talebinde bulunulması mümkün görülmemektedir. Bu itibarla, söz konusu Yargıtay kararı, kamulaştırmasız el atma davalarında munzam zarar talebinin ancak sıkı ispat şartlarının sağlanması halinde kabul edilebileceğini ortaya koymaktadır. Bu tür hukuki uyuşmazlıklarda hak kaybı yaşanmaması adına somut olayın özelliklerine göre değerlendirme yapılması gerektiğinden alanında uzman bir avukata başvurulması önem arz etmektedir.

Avukat-Arabulucu
Çağlar Şaban ALTINYÜZÜK

Leave a comment